insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2008 Cuma

Dünya üzerinde savaşlar sürmekte kimi ırakta kimi bilmem nerde ama geçenlerde blogları gezerken @Siminya'nın bir yazısını okudum asıl savaşın dünya üzerinde hiç bitmeyen bir savaş olduğunu öğrendim. Kadınlar ne kadar içten pazarlıklık yaratıklar yahu :). Sürekli kadınları anlatıyoruz anlaşılmadıkları düşüncesi yüzünden, peki biz erkekler anlaşılıyor muyuz? Daha doğrusu kadınlar bizi anlıyor mu ?

Bugüne kadar süregelen süreçe baktığımızda hep savaşmak zorunda kalan taraf erkekler olmuş, ilkçağlarda yemek için savaşmış sonraki süreçte uğruna savaşılan şeylere eklentiler olmuşsada yemek kısmı değişmemiş. Savaşın şekli ve yeri değişmiş ama kendisi aynen devam etmekte :)

Bunun yanında anlatmak istediğim şey şu bu kadar uzun süredir devam eden bir şey kendine has bir kültürde oluşturmuş olması. Yani erkeklerin savaşının belli kuralları vardır. Tabi ki herşeyde olduğu gibi istisnalar hariç .

Dedikodu yaparız; evet dedikodu yapıyoruz bazen kadınlardan fazla dedikodu yaptığımızı söyleyen araştırmacılar çıkmış, haklılık paylarıda olabilir. Fazlada yapıyor olsak bu mereti kadınlardan bir farkımız var ki o da şudur: Dedikodusunu yaptığımız insana dedikodu ulaştığında ve gelip bize sorduğunda, "aaa! kim diyor bunu yalana bak!" gibi tepkiler vermiyoruz konuştuğumuzu "evet konuştum!" diyebiliyoruz.

Yakışıklı görünmeyi isteriz; Kendimize yakışanı giymeye çalışırız ama garip bir şekilde giyimde de tıpkı düşünce dünyasında olduğu gibi fazla karmaşadan uzak duruyoruz. Bir takım elbise çoğu zaman düşündüğümüz şıklık için yeterli olur. Yani birisinin ortamda bizden daha iyi giyinmesi moralimizi bozmak için yeterli bir neden değildir. Biz biliyoruz ki bundan sonrası tamamen aklımızın yakışıklılığıyla alakalı :) (eğlenceli olmak, zeki olmak, çekici olmak)

Odaklanmak ya da odaklanmamak işte bütün mesele bu; kadınlardan daha ayrıntılı düşünebiliyoruz; Bu sürece çoğu hanımefendinin karşı çıkacağını bilerek anlatacağım. Kadınların çoğu zaman erkeklerden daha ayrıntılı düşündüğünü kabul ediyorum fakat bu bizim ayrıntılı düşünemediğimizi göstermiyor. Biz bir şeyi amaç edinirsek odaklanırız. Her konuda bu böyledir iş yerinde de, sosyal hayatta da. Yani iş yerinde başkasının yapmakta olduğu veya bitirdiği iş bizi zerre ilgilendirmiyor biz kendi işimize bakarız :). Bunun yanında itiraz etmemeniz için en basitinden şu örneği vermek istiyorum. Bu zamana kadar playboy diye bahsedilen çoğu zaman kadınların "sadece tipleri var gerizekalıların!" zihniyetiyle baktıkları adamlar bile o çok ayrıntılı düşünmeyi becerebilen kadınları tavlıyorlar sonrası malum bırakıp bir başkasını tavlamaya gidiyorlar :). Övünmüyorum sadece bir örnekti.

O sofraya yardım etmek isteriz ancak; Rahatız dedik ya mevzu odaklanmak diye eğer gün içinde önemli birşeylerle uğraştıysak eve geldiğimizde yorulmak istemeyiz, anlayışsız oluruz çünkü işimize gelmez, kalkıp o sofraya yardım edemeyiz çünkü birşeyler kafamızı bedenimizi yormak istemeyiz. Açıkcası bencil olduğumuz nadir anlardan birisidir.

Söylediğim şey düşündüğüm şey ; Ne düşünüyorsam onu söylerim o yüzdende ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsayarım. Aslında bu cümle erkekler bizi anlamıyor cümlesinin yegane nedenini anlatıyor. Açık söylemek gerekirse çoğu zaman ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsaymak işime gelir yoksa bende suratının meymeretsizliğinden, bakışının donukluğundan ne düşündüğünü az çok anlarım.

Arkadaşımızın aldığı başarıya seviniriz; en azından ciddi manada sinirlenmeyiz sadece hayıflanırız ki buda en uç noktadır. Başarıyı hak ediyorsa birisi saygı duyarız, tebrik etmekten gocunmayız. Yani "Onun öyle göründüğüne bakma ne ...dır o ben biliyorum!" gibi tepkilerimiz yoktur. Ahmet'in başarısından daha önemli zihnimizi yoracak mevzularımız vardır muhtemelen.

Aslında mevzu basit kafamız rahatsa bizde rahatız, dolayısıyla çevremizi de rahatlatırız. Ağrısız başa dert olursanız çözüm değil problemin ta kendisi oluruz, yok derdimize ilaç olursanız çözümsüz problemlere çözüm oluruz.

Kadın bir savaştaysa, erkek bir silahtır savaş meydanı değil. Onu kullanmayı becerebilirsen birçok savaştan rahatlıkla kazanan taraf olarak çıkarsın ama kullanmayı bilmezsen elinde patlar ki o kısmı düşünmeyelim bence...

4 Kasım 2008 Salı


Yaşamın ta kendisidir susmak. Susabilmeyi öğrenmektir olgunlaşmak. Çocukken çığlıklarımız vardır, olgunlaşmanın sebepsiz susmalarına inat ve bir gün gelir susarız istemsiz ve gereksiz bir huzurla, büyüklerimizin onca sessizliğine rağmen.


Büyürüz zamanla günler geçer isyanlarımız biter, sesimiz daha az yankılanır hayat duvarlarında ve gün gelir duyulan çocuk seslerinin arasında susarız bilerek ve isteyerek. Kimileri çocukken bir evin kömürlüğünde küçücük benliğine düşünmeden kendi kirini ve kendi zehrini akıtmaya çalışan insana benzyen hayvanın kolları arasında öğrenir susmayı. En son çığlığını o gün atar hayatın suratına ve susarlar her olgun insan gibi. Kimileri doğduktan hemen sonra annesinin onu bir çöplüğe bırakmasıyla hayatın suratına çığlıklar atarak ağlar ve çöplükte bulunduğunda öğretilen ilk şey ağlamamasıdır. Susması için sırtını sıvazlarlar ve en az onun kadar hayata kinli, susmayı öğrenmiş olgun çocukların arasına bırakırlar. Yüzlerce çocuk o duvarların arasında susmayı öğrenir. Bahçede top oynayan düşlerine rağmen.


Olgunluğun ta kendisidir susmak. Gücünün yetmeyeceği kocasının hırsla vurduğu tokatların arasında hayatta herşeyi anlamaya çalışan ama hiçbirşeyi anlamayan bebeğin bile anladığı, babasının güç gösterine karşı yaşlı gözlerle o bebeğin geleceğini düşünerek susmayı öğrenir anne tüm kadınlığına rağmen. Kimileri bir huzurevinde köhne camının dibinde çok önceden öğrendikleri susmayı. Ömrünün son demlerinde daha çok tatbik ederler ve en olgun, en yaşamdan halleriyle otururlar gözlerinde derin susmaların hüznü ve etrafa içlerinde derin çığlıklar susarlar yine ve yeniden. Onlar yaşamayı en iyi bilenllerdir yani en iyi susanlardır, tüm yaşanmamış çocukluklarına rağmen.


Susmayı öğrenebilmektir hayat. 40 yıllık hayat arkadaşının son nefesini kollarının arasında verdiğini görmek. Gözlerini tavana dikip o en derinden ve son nefesini verirken damarlarından çekilen kanın yalnızca onun değil seninde damarlarından çekilmesidir. Ve buna rağmen ben ölüyorum diyememek susmaktır onunla geçirmeyi istediğin yüzlerce yıla rağmen.


Olgunlaşmak en büyük darbeleri aldığında "ah" dememek aksine dik durmaktır, ondan sonra bir ömür gelecek darbelere hazırlıklı olmaktır ve susmaktır, en derin yaraları aldığın zaman bile yaşadığın yıllara bakarak, yaşayacağın yıllara inat ve yığınla hayallerine rağmen.


Saygılarımla...

Olgunlaşmak ve Susmak...

By: asilzade on: 06:03

24 Eylül 2008 Çarşamba





Benim memurum artist, benim memurum kral. Açıkcası şunu öncelikle söylemek istiyorum bir kaç artist memur yüzünden bazen genelleme yapıyoruz. İyi memurlara denk geldiğimizde hepsi böyle gibi bir genellemeye gitmiyoruz bunu fark ettim. Ama bunun haklı sebebini de uygulamalı olarak gördüm.


OLAY;

Yurtta bulunan bir arkadaşımın valizlerine yardımcı olmak için yurdun
önünde
beklemekte iken bir memurun [güvenlik görevlisi] böğürtüsüyle
irkildim
"orda durulmaz lan!" tabi ki insanca tepki verdiğinde ne kadar
insanca
davranacaksam hayvanca tepki verdiğinde de bir o kadar havanca
cevap verdim
"artistliğe gerek yok insan gibi söyle!", aldığım cevap
gayet şaşırtıcıydı
"beni yukardaki güvenliklerle -yukarda ki güvenlikler özel güvenlik firmasının
güvenlikleri :)- karıştırma memurum ben memurum, müdür bile bana bi
bok yapamaz!"

Bu zihniyet yüzünden genel olarak memurlara yan gelip yatan insanlar gözüyle bakılıyor muhtemelen öyle zaten. O kadar zor şartlar altında çıkartılıyorlar ki memuriyetten onlar için mevzu bu kadar basit. Bana birşey olmaz ama ben senin açığını yakalarım.

Bizim memurumuz adam gibi iş yapma derdinde değil, tek derdi var memurumuzun amirinin ona hiçbirşey yapamayacak olması. Ne kadar ilginç olduğunu da fark edemeyecek kadar örümcek kafalı olmuşlar. Eskiden ileri gelen bir düşünce var sırtını devlete ver rahatsın, bu zihniyetin getirisi bu durumlar. Buna önlem alamaz mıyız? elbette alabiliriz. Öncelikle herkesin kendisini geliştirmesi için bir nedeni olmalı. Bir neden!

Bence bu nedeni verecek sistem ise sözleşme sistemi, insanları soyuracak bir maaşla herkes sözleşmelerle bu işi yaparsa yukarıda bahsettiğim gibi bir güvencesi olamayacak işte tamda bu yüzden uslubunu düzeltmek ve kendini geliştirmek zorunda kalacak.

Elbette böyle bir sisteminde kontrol mekanizmasını gayet güzel düzenlemek gerekiyor ki amirler bunu kötüye kullanmasınlar. Aslında onca lafın arasında hep tek birşey gizli kanun maddelerini, kanunlardaki haklarımızı sömürüyoruz. Müdür yetkilerini sömürüyor, memur yetkilerini haklarını sömürüyor. Sömürüyoruz memurundan vatandaşına. Evet bu bir sömürü düzeni ve biz böyle devam ettikçe bu böyle devam edecek.

Uzun lafın kısası ben tepkimi koydum kıvamında, yaptıkları işe saygı duyduğumu belirterek ancak memur abimizin tavrı yine "Ben Memurum!" tavrı oldu. Yani yaptığım inceliği anlamayacak kadar affınıza sığınarak söylüyorum kütüktü hıyardı. neyse tekrar tekrar sinirlenmeye gerek yok :D

Bu adamlarda müdürden çok çekiyorlar onlarda birilerine çektirmek istiyorlar, ulen bir yazı içinde neler geldi aklıma yahu :) gayet sarsıcı bir yazı oldu benim için nasıl fitne fesat insanlar olduğumuzu gördüm birden :) müdürden çok çekiyorlar diye yaptıkları hatayı birden meşru gördüm. Evet meşru gördüm kendimden utanıyorum.

Ne kaypak adammışım baksana bir öyle diyorum bir böyle, toplumumun o güzel fertlerinin bir çoğu gibi. Güvenlikse güvenliği tutan, öğrenciyse öğrenciyi tutan, memursa memuru tutan tarafcı zihniyetli güzel halkım gibi. Tıpkı en ufak ayrıntıları bile birbirini vurmak için kullanabilen mitoz bölünmeye gönülden inanan halkım gibi.

Saygılarımla...

Memurlar

By: asilzade on: 07:21

27 Haziran 2008 Cuma

Not: Bu şarkı anımsattı yazdım dinleyerek okumanızı rica ediyorum...











Hiç düşündünüz mü babalarmızın hayatımızda ki yerini, neden hiç maddi sıkıntılardan haberimiz olmaz, neden en sıkıntılı zamanlarda dahi günlük güneşlik hayatlar yaşayabiliyoruz. Babalarımız sayesinde hiçbir sıkıntı, hiçbir dert bize ulaşamadan yok oluyor yorgun ama dinç, sevdikleri için çıktığı her savaşa en büyük savaşçılardan daha dik daha hazır çıkan savaşçı karşısında...


Yıllar yıpratıyor babaları, onca sene geçirdiği hayat kimbilir ne çelmeler taktı, kimbilir hangi sıkıntılarla savaşmak zorunda bıraktı. onca hayat koşuşturmacasında tek sıkıntısı vardı babalarımızın; Dayandığı tek güç içinde ki fırtınaları dışarıya vuramamanın verdiği yıpranmış liman tadında ki yüreklerine bir yudum mutlulukla bakan ailesi yani bizler.

Onca sıkıntının arasında bir gülüşüne gözünü kırpmadan ömrünü verebileceği insanların mutluluğudur yegane ödülü. İçinde ne fırtınalar barındırır, ne yaşanmışlıklar yıkmıştır yıpratmıştır. Ağlayamamıştır baba çünkü babalar ağlamaz çünkü babalar kuvvetlidir çünkü babalarımız bizim yenilmez kahramanlarımızdır.


Ağlayamaz yenilmez kahraman çünkü güçlüdür o çünkü o bizi korur çünkü kimse onun kadar güçlü olamaz çünkü o "BABA". Yeri gelmiştir kızmıştır yeri gelmiştir birlikte çok güzel günler yaşamışızdır. Ama babamıza bir kere seni seviyorum demek aklımıza gelmemiştir.

Oyuncak istediğimizde bize kızması zorumuza gitmiştir ama isteyerek kızmamıştır babalarımız. Çünkü baba güçlüdür elbette bir oyuncağı alacak parası vardır diye düşünürüz ama parasız olduğunu söyleyemediğini ve "sonra alırız yavrum" cümlesine inatla direnmemizin onun gururunu derinden yaraladığını, sonra o an aklına geldikçe ağladığını düşünüp "baba seni seviyorum" dememişizdir.


Ve çoğu zaman bizim bir birrey olduğumuzu bile düşünmediğine inanmışızdır. Kararlarımızı sorgulaması ve hep bir bahane bulmasını küçük görmesine yormuşuzdur ama düşünmemişizfir ki aklından bize herhangi bir zarar getireceğini düşündüğü herşeyin karşısında yırtıcı bir kaplan misali durabileceğini bu biz bile olsak...

Ve esirgemişiz bir seni seviyorum sözünü bilmek zorunda oldukları için, hayatta yegane amaçları biz olan insanlara sebebsiz yere içimizden geldiği için seni seviyorum dememişiz. Bu zaman kadar söyleyemediğim ve söylemediğim her seni seviyorum için çök pişmanım pişman olmamak için söylemeliyiz.

Baba olmak zor zanaat, dağ kadar dik olup bir çiçek kadar nazik olmaktır aynı zamanda dokundan boynunu eğecek gibi bunu kendisinin dışında kimsenin bilmemesidir. Sıkıca sarılıp seni seviyorum dememize ihtiyaçları var. tıpkı onların bize demesine ihtiyacımız olduğu gibi.

En azından baba oldukları için ve her ihtiyacımız olduğunda bize sarılıp bizi telkin edip güvende hissettirdikten sonra seni seviyorum dedikleri için bir kere öylesine içimizden geldi diye seni seviyorum diyelim...

Hayattaki sıkıntılara göğüz germesi için ufakta olsa bir neden verelim, içinden hafif bir tebessüm etmesi için ve sevildiğini bilmesi için seni seviyorum diyelim...

Saygılarımla...

Babalarımız

By: asilzade on: 11:13

11 Haziran 2008 Çarşamba

Ne anlama geldiğini bilmediğim bu iki kelimeden nefret ettim kardeşim!! Nedir bu yahu her türlü siteye porno muamelesi yapıyor, teknolojik ahlak zabıtası.


Adamlar bir sistem yapmışlar vara yoğa ekrana çıkıp bana "Vay pis pornocu nereye giriyorsun bakim!" tarzında bir uyarı sonrası, kıh kıh gülüyor. Bende insanım ağırıma gidiyor. Yok yapıyor olsam zoruma gitmeyecek :).


Yurdun internet kafesi burası, len ben manyak mıyım o kadar adamın arasında pornoya bakayım diyorum. Sapıklığın yeri ve zamanı yok diyor cart gene :) Sinirliyim ulen sinirliyim yeter yahu bir ara komplo düzenlemek aklıma geldi, programın temelini havaya uçuracaktım ki bu seferde "ghost" denilen program 112 hızır acil misali yetişti hemen bir suni tenefüs, bizim ahlak polisi yine karşımda :)

Yeter ya ben sapık değilim kardeşim biri şu programı durdursun, benim blogumda bile +18 içerik varmış bana öyle diyor. Allah allah benim blog benden habersiz büyümüşte +18 bilgiler veriyor alttan alttan galiba.



Blog gel len buraya al sana "evlilik ve cinsellik" ansiklopedisi bir daha öyle abuk sabuk şeylerle uğraştığını görmeyeyim. Oku öğren kendini geliştir biraz ne bu internette +18 yayınlar! . Arada bir kulağını çekmek gerekiyor kanımca. Bizde genç olduk ordan biliyorum :P


Fazla özele daldık bitir apo şunu diyor içimden bir ses yoksa tüm gizli kalması gereken bilgilerimi ifşa edeceğim böyle giderse :D

Tiev & Volsoft

By: asilzade on: 10:48

27 Mayıs 2008 Salı

İnsan karmaşık bir varlık, hakikaten karmaşık. Bu karmaşa da ortaya sürekli tezatlıklar çıkartıyor. Kendisine bu kadar tezat başka bir canlı yok dünyada.

Örneğin ; Eli yüzü düzgün ortalama derecede zeki bir kıza nasıl bir erkekle ilişki yaşamak isterin diye sorarsınız. Alacağınız cevap muhtemelen "Güven vermeli, beni sevmeli, ne bileyim parası olmasa da olur..." para kısmı değişkenlik gösterebilir ayrıca uzar gider. Gelmek istediğim nokta bunu söyleyen kızların ilişki yaşadığı erkekler hep nedense işi gücü olmayan serseri diye tabir erriğimiz insanlar olur. Yanlış anlaşılmasın serserilerin sevmeye sevilmeye hakkı yok mu ? Tabi ki var! Benim mevzum o değil insanların tezat durumları.

Aynı şekilde bir erkek içinde genel bir laf vardır affınıza sığınarak söylüyorum. "Sevgililerimin hepsi versin, evleneceğim kız bakire olsun!". Anlatmak istediğim tezatı iki cümlede anlatmışlar. Hayatımız tezatlar üzerine kurulu.

Bir nokta daha ki benim seri katil -dünyadaki tüm tecavüz zanlılarını kesmek istiyorum evet- olmama neden olacak bir durum özellikle bahsetmek istiyorum. Dünyada "tecavüz" zanlılarının kendisine tezat olduğu başka bir ülke yoktur sanıyorum. Kadın bizim kültürümüzde dokunulmaya kıyılamayan, en temiz, en dokunulmayası, en gizli saklı tarafımızdır, Namusunuzun canlı halidir -ki bu kadınlara ayrı bir anlam katar, hayattaki en zor görev onlarındır-. Kendi kız kardeşine, anasına tecavüz edecek adamı lime lime doğrayacak olan bir çok tecavüz zanlımız var bizim. Yani başkasının karısına kızına tecavüz etmeyi ne kadar doğru görüyor ve yapıyorsa kendi karısına kızına yapılmasını da kendisine yediremiyor namuslu(!) tecavüzcülerimiz.

Bazen böyle tipler yüzünden erkekliğimden utanıyorum. Sinir oluyorum!

Gelin ilk önce kendimizle olan tezatımızı ortadan kaldıralım, başkalarına değil kendimize yalan söylemeyi bırakalım. Kendimize doğru söylemeye başladıkça, insanlara da olmak istediğimiz kişiyi değil kendimizi anlatmaya başlayacağız zamanla. Mesela; Karşı cinste tipe çok önem verdiğimizi itiraf edelim kendimize veya maddi konuların bizim için önemli olduğunu. Erkeğin erkeklik zarı olmasa da bir namusu olduğunu kendimize itiraf edelim, evlenmeden önce ilişkiye girdiğinde yadırgadığımız hanımlar kadar yadırganmalıdır evlenmeden önce ilişkiye giren erkek. Bunları kendimizden gizlemeyelim artık. İnsanın asıl meselesinin kendisiyle olduğunu topluma harika bir insanmış gibi görünmenin aslında insanı harika yapmadığını itiraf edelim.

Vel Hasılı Kelam Mevlana'nın dediği gibi ya göründüğümüz gibi olalım ya da olduğumuz gibi görünelim. Eğer bunları yapmazsak daha çok "kadınlar kahvesinde" bir grup erkek otururuz resimde görüldüğü gibi.

Saygılarımla

İnsan = Tezat

By: asilzade on: 21:54

 

Our Team Members

Copyright © şablonumu dene | Designed by Templateism.com | WPResearcher.com