Ciddiyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ciddiyim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2008 Cuma

Dünya üzerinde savaşlar sürmekte kimi ırakta kimi bilmem nerde ama geçenlerde blogları gezerken @Siminya'nın bir yazısını okudum asıl savaşın dünya üzerinde hiç bitmeyen bir savaş olduğunu öğrendim. Kadınlar ne kadar içten pazarlıklık yaratıklar yahu :). Sürekli kadınları anlatıyoruz anlaşılmadıkları düşüncesi yüzünden, peki biz erkekler anlaşılıyor muyuz? Daha doğrusu kadınlar bizi anlıyor mu ?

Bugüne kadar süregelen süreçe baktığımızda hep savaşmak zorunda kalan taraf erkekler olmuş, ilkçağlarda yemek için savaşmış sonraki süreçte uğruna savaşılan şeylere eklentiler olmuşsada yemek kısmı değişmemiş. Savaşın şekli ve yeri değişmiş ama kendisi aynen devam etmekte :)

Bunun yanında anlatmak istediğim şey şu bu kadar uzun süredir devam eden bir şey kendine has bir kültürde oluşturmuş olması. Yani erkeklerin savaşının belli kuralları vardır. Tabi ki herşeyde olduğu gibi istisnalar hariç .

Dedikodu yaparız; evet dedikodu yapıyoruz bazen kadınlardan fazla dedikodu yaptığımızı söyleyen araştırmacılar çıkmış, haklılık paylarıda olabilir. Fazlada yapıyor olsak bu mereti kadınlardan bir farkımız var ki o da şudur: Dedikodusunu yaptığımız insana dedikodu ulaştığında ve gelip bize sorduğunda, "aaa! kim diyor bunu yalana bak!" gibi tepkiler vermiyoruz konuştuğumuzu "evet konuştum!" diyebiliyoruz.

Yakışıklı görünmeyi isteriz; Kendimize yakışanı giymeye çalışırız ama garip bir şekilde giyimde de tıpkı düşünce dünyasında olduğu gibi fazla karmaşadan uzak duruyoruz. Bir takım elbise çoğu zaman düşündüğümüz şıklık için yeterli olur. Yani birisinin ortamda bizden daha iyi giyinmesi moralimizi bozmak için yeterli bir neden değildir. Biz biliyoruz ki bundan sonrası tamamen aklımızın yakışıklılığıyla alakalı :) (eğlenceli olmak, zeki olmak, çekici olmak)

Odaklanmak ya da odaklanmamak işte bütün mesele bu; kadınlardan daha ayrıntılı düşünebiliyoruz; Bu sürece çoğu hanımefendinin karşı çıkacağını bilerek anlatacağım. Kadınların çoğu zaman erkeklerden daha ayrıntılı düşündüğünü kabul ediyorum fakat bu bizim ayrıntılı düşünemediğimizi göstermiyor. Biz bir şeyi amaç edinirsek odaklanırız. Her konuda bu böyledir iş yerinde de, sosyal hayatta da. Yani iş yerinde başkasının yapmakta olduğu veya bitirdiği iş bizi zerre ilgilendirmiyor biz kendi işimize bakarız :). Bunun yanında itiraz etmemeniz için en basitinden şu örneği vermek istiyorum. Bu zamana kadar playboy diye bahsedilen çoğu zaman kadınların "sadece tipleri var gerizekalıların!" zihniyetiyle baktıkları adamlar bile o çok ayrıntılı düşünmeyi becerebilen kadınları tavlıyorlar sonrası malum bırakıp bir başkasını tavlamaya gidiyorlar :). Övünmüyorum sadece bir örnekti.

O sofraya yardım etmek isteriz ancak; Rahatız dedik ya mevzu odaklanmak diye eğer gün içinde önemli birşeylerle uğraştıysak eve geldiğimizde yorulmak istemeyiz, anlayışsız oluruz çünkü işimize gelmez, kalkıp o sofraya yardım edemeyiz çünkü birşeyler kafamızı bedenimizi yormak istemeyiz. Açıkcası bencil olduğumuz nadir anlardan birisidir.

Söylediğim şey düşündüğüm şey ; Ne düşünüyorsam onu söylerim o yüzdende ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsayarım. Aslında bu cümle erkekler bizi anlamıyor cümlesinin yegane nedenini anlatıyor. Açık söylemek gerekirse çoğu zaman ne söylüyorsan onu düşündüğünü varsaymak işime gelir yoksa bende suratının meymeretsizliğinden, bakışının donukluğundan ne düşündüğünü az çok anlarım.

Arkadaşımızın aldığı başarıya seviniriz; en azından ciddi manada sinirlenmeyiz sadece hayıflanırız ki buda en uç noktadır. Başarıyı hak ediyorsa birisi saygı duyarız, tebrik etmekten gocunmayız. Yani "Onun öyle göründüğüne bakma ne ...dır o ben biliyorum!" gibi tepkilerimiz yoktur. Ahmet'in başarısından daha önemli zihnimizi yoracak mevzularımız vardır muhtemelen.

Aslında mevzu basit kafamız rahatsa bizde rahatız, dolayısıyla çevremizi de rahatlatırız. Ağrısız başa dert olursanız çözüm değil problemin ta kendisi oluruz, yok derdimize ilaç olursanız çözümsüz problemlere çözüm oluruz.

Kadın bir savaştaysa, erkek bir silahtır savaş meydanı değil. Onu kullanmayı becerebilirsen birçok savaştan rahatlıkla kazanan taraf olarak çıkarsın ama kullanmayı bilmezsen elinde patlar ki o kısmı düşünmeyelim bence...

4 Kasım 2008 Salı


Yaşamın ta kendisidir susmak. Susabilmeyi öğrenmektir olgunlaşmak. Çocukken çığlıklarımız vardır, olgunlaşmanın sebepsiz susmalarına inat ve bir gün gelir susarız istemsiz ve gereksiz bir huzurla, büyüklerimizin onca sessizliğine rağmen.


Büyürüz zamanla günler geçer isyanlarımız biter, sesimiz daha az yankılanır hayat duvarlarında ve gün gelir duyulan çocuk seslerinin arasında susarız bilerek ve isteyerek. Kimileri çocukken bir evin kömürlüğünde küçücük benliğine düşünmeden kendi kirini ve kendi zehrini akıtmaya çalışan insana benzyen hayvanın kolları arasında öğrenir susmayı. En son çığlığını o gün atar hayatın suratına ve susarlar her olgun insan gibi. Kimileri doğduktan hemen sonra annesinin onu bir çöplüğe bırakmasıyla hayatın suratına çığlıklar atarak ağlar ve çöplükte bulunduğunda öğretilen ilk şey ağlamamasıdır. Susması için sırtını sıvazlarlar ve en az onun kadar hayata kinli, susmayı öğrenmiş olgun çocukların arasına bırakırlar. Yüzlerce çocuk o duvarların arasında susmayı öğrenir. Bahçede top oynayan düşlerine rağmen.


Olgunluğun ta kendisidir susmak. Gücünün yetmeyeceği kocasının hırsla vurduğu tokatların arasında hayatta herşeyi anlamaya çalışan ama hiçbirşeyi anlamayan bebeğin bile anladığı, babasının güç gösterine karşı yaşlı gözlerle o bebeğin geleceğini düşünerek susmayı öğrenir anne tüm kadınlığına rağmen. Kimileri bir huzurevinde köhne camının dibinde çok önceden öğrendikleri susmayı. Ömrünün son demlerinde daha çok tatbik ederler ve en olgun, en yaşamdan halleriyle otururlar gözlerinde derin susmaların hüznü ve etrafa içlerinde derin çığlıklar susarlar yine ve yeniden. Onlar yaşamayı en iyi bilenllerdir yani en iyi susanlardır, tüm yaşanmamış çocukluklarına rağmen.


Susmayı öğrenebilmektir hayat. 40 yıllık hayat arkadaşının son nefesini kollarının arasında verdiğini görmek. Gözlerini tavana dikip o en derinden ve son nefesini verirken damarlarından çekilen kanın yalnızca onun değil seninde damarlarından çekilmesidir. Ve buna rağmen ben ölüyorum diyememek susmaktır onunla geçirmeyi istediğin yüzlerce yıla rağmen.


Olgunlaşmak en büyük darbeleri aldığında "ah" dememek aksine dik durmaktır, ondan sonra bir ömür gelecek darbelere hazırlıklı olmaktır ve susmaktır, en derin yaraları aldığın zaman bile yaşadığın yıllara bakarak, yaşayacağın yıllara inat ve yığınla hayallerine rağmen.


Saygılarımla...

Olgunlaşmak ve Susmak...

By: asilzade on: 06:03

24 Eylül 2008 Çarşamba





Benim memurum artist, benim memurum kral. Açıkcası şunu öncelikle söylemek istiyorum bir kaç artist memur yüzünden bazen genelleme yapıyoruz. İyi memurlara denk geldiğimizde hepsi böyle gibi bir genellemeye gitmiyoruz bunu fark ettim. Ama bunun haklı sebebini de uygulamalı olarak gördüm.


OLAY;

Yurtta bulunan bir arkadaşımın valizlerine yardımcı olmak için yurdun
önünde
beklemekte iken bir memurun [güvenlik görevlisi] böğürtüsüyle
irkildim
"orda durulmaz lan!" tabi ki insanca tepki verdiğinde ne kadar
insanca
davranacaksam hayvanca tepki verdiğinde de bir o kadar havanca
cevap verdim
"artistliğe gerek yok insan gibi söyle!", aldığım cevap
gayet şaşırtıcıydı
"beni yukardaki güvenliklerle -yukarda ki güvenlikler özel güvenlik firmasının
güvenlikleri :)- karıştırma memurum ben memurum, müdür bile bana bi
bok yapamaz!"

Bu zihniyet yüzünden genel olarak memurlara yan gelip yatan insanlar gözüyle bakılıyor muhtemelen öyle zaten. O kadar zor şartlar altında çıkartılıyorlar ki memuriyetten onlar için mevzu bu kadar basit. Bana birşey olmaz ama ben senin açığını yakalarım.

Bizim memurumuz adam gibi iş yapma derdinde değil, tek derdi var memurumuzun amirinin ona hiçbirşey yapamayacak olması. Ne kadar ilginç olduğunu da fark edemeyecek kadar örümcek kafalı olmuşlar. Eskiden ileri gelen bir düşünce var sırtını devlete ver rahatsın, bu zihniyetin getirisi bu durumlar. Buna önlem alamaz mıyız? elbette alabiliriz. Öncelikle herkesin kendisini geliştirmesi için bir nedeni olmalı. Bir neden!

Bence bu nedeni verecek sistem ise sözleşme sistemi, insanları soyuracak bir maaşla herkes sözleşmelerle bu işi yaparsa yukarıda bahsettiğim gibi bir güvencesi olamayacak işte tamda bu yüzden uslubunu düzeltmek ve kendini geliştirmek zorunda kalacak.

Elbette böyle bir sisteminde kontrol mekanizmasını gayet güzel düzenlemek gerekiyor ki amirler bunu kötüye kullanmasınlar. Aslında onca lafın arasında hep tek birşey gizli kanun maddelerini, kanunlardaki haklarımızı sömürüyoruz. Müdür yetkilerini sömürüyor, memur yetkilerini haklarını sömürüyor. Sömürüyoruz memurundan vatandaşına. Evet bu bir sömürü düzeni ve biz böyle devam ettikçe bu böyle devam edecek.

Uzun lafın kısası ben tepkimi koydum kıvamında, yaptıkları işe saygı duyduğumu belirterek ancak memur abimizin tavrı yine "Ben Memurum!" tavrı oldu. Yani yaptığım inceliği anlamayacak kadar affınıza sığınarak söylüyorum kütüktü hıyardı. neyse tekrar tekrar sinirlenmeye gerek yok :D

Bu adamlarda müdürden çok çekiyorlar onlarda birilerine çektirmek istiyorlar, ulen bir yazı içinde neler geldi aklıma yahu :) gayet sarsıcı bir yazı oldu benim için nasıl fitne fesat insanlar olduğumuzu gördüm birden :) müdürden çok çekiyorlar diye yaptıkları hatayı birden meşru gördüm. Evet meşru gördüm kendimden utanıyorum.

Ne kaypak adammışım baksana bir öyle diyorum bir böyle, toplumumun o güzel fertlerinin bir çoğu gibi. Güvenlikse güvenliği tutan, öğrenciyse öğrenciyi tutan, memursa memuru tutan tarafcı zihniyetli güzel halkım gibi. Tıpkı en ufak ayrıntıları bile birbirini vurmak için kullanabilen mitoz bölünmeye gönülden inanan halkım gibi.

Saygılarımla...

Memurlar

By: asilzade on: 07:21

9 Eylül 2008 Salı


Ulen Çelik, Bakan Çelik bir af 3 yıl gelir mi yahu dünyanın en uzak köşesine 3 günde gidiliyorken, bir affın gelmesi neden 3 yıl sürüyor! İnsanı sinire, strese ve sonuçta hastalığa sürüklüyor bunlar.

Yahu ben cevap vereyim politikayı anladım ben bu sene, çok basit bir matemetiği varmış aslında ver vaadi ver vaadi seçim sönemi yaklaşınca yap :D bir seçimi kazanmışsın zaten hemen harcanmaz o, "ne zaman harcarız?" yerel seçimlerde harcarız bunu dursun diyorlar.

Ulen ben ve benim gibi atılmış, hor görülmüş, 3 kuruş paraya öğrenim hayatı ( 4. yılımdaydım) bitirilmiş gençler bekliyor dört gözle af çıkacak diye Allah'tan ben yediğim kazıkların sağlamlığıyla kimseye güvenmemeyi öğrenmiştim ve eşşeğimi sağlam kazığa bağladım ya bağlayamayanlar. Söyleyeyim umut fakirin ekmeği her af çıkıyor haberiyle beslenme çantalarını ellerine alıp yollara düşüyorlar sonra fark ediyorlar ki çanta var, beslenme çantası var kitap var, kalem var, akıl var, zeka var ama okul yok :)

Üç yıldır Sayın Çelik gelmekte olan bir aftan bahsediyor, malum bizim devlette bir yerden bir yere gitmek sıkıntı, yollara tadilatta ama yeni yollar yapıyorlar adamlar artık öğrenci affı daha hızlı gelebilsin diye. Gelmedi hala gelmedi, habire haberi geliyor "Geliyor! Geliyor!Af Geliyor!" diye. Eski Amerikan filmlerinde ki çocuklara benzetiyorum Sayın Çeliği :)

Her neyse seçimlerden önce sözünü verdikleri sistem mağduru bütün gençleri affedeceğiz lafı sadece 2005 yılından sonraki arkadaşları kapsıyormuş yani sadece sistem mağduru insanlar 2005'ten sonra çıkmış bu da ayrı güzel bir istatistik :)

Neyse uzun lafın kısası müjde öğrenci affı geliyor :D

Saygılarımla...

Bakan Çelik: Öğrenci affı yolda!

By: asilzade on: 05:51

11 Temmuz 2008 Cuma


ALINTI[merhamet filmi]
-Babana kızma o beni layık görmemişti, oğluda layık görmüyor şimdi, üzülme gocunma sakın.

-Ne yapıyorsun anne?

-Go beni döneyim köyüme oğlum köylü ayşe, şeherli lale olamayacak.

-Beni affet anne senin için istiyorum herşeyi

-oğlum benim...


Eski filmleri izlerken fark ettiklerimi yazmak istedim. İlk önce şunu söylemek lazım eskiden çok daha duyarlı bir toplummuşuz. Bunu bir emrah filmi izlerken aynı filme yapılan yorumları okurken anladım. Keza eğitimsiz bir topluma film aracılığıyla bir ana fikir vermeye çalışmanın ise istenilmeyen sonuçlara gebe olduğunu fark ettim.

Evet eskiden çok daha duyarlıydık çünkü Emrah'ın acısını ekran karşısında paylaşıyorduk. En azından anlamaya çalışıyorduk. Kötü birşey mi bu? bir açıdan öyle diğer bir açıdan değil. Bir film ortaya çıkarken senaristin aktarmak istediği ana fikiri destekleyen olaylar yaratır. Bunlara filmin dramatik yapısı deniliyor. Dramatik yapıya kendimiz kaptırmamızın bir sonucu olarak duyarsızlaşma oluyor ki bu kötü olan kısım. İyi olan kısım ise bu dramatik yapıya kendini kaptırmadan ana fikiri anlamaya, özümsemeye çalışmak.

Dramatik yapıya kendini kaptıran herkes Emrah ve ailesiyle o acıyı yaşıyor bizzat ağlıyorduk. Bu o zamanın duyarlılığına bir kanıttır. Bunun yanında bu olaylar artık bizim için olağan bir hal alıyor aynı olay yaşandığında şaşkınlık değil yavaş yavaş bilmişliğin verdiği duyarsızlıkla hareket etmeye başlıyoruz. Bu olayın kötü tarafı farkında olmadan vermek istediğimiz ana fikir "x olayı kötü bir olaydır !" kötü olay olmaktan çıkıyor günlük hayatta yaşanan bir süreçmiş gibi gelmeye başlıyor insanlara.

Günümüzde kendi apartmanında tanışmadığı komşuları olan hatta hiç kimseyle görüşmeyen ve o apartmanda 5 yılını geçiren insanlar mevcut ki 5 yıl gayet uzun bir zaman insanların birbiri ile iletişim kurması için. Bunun nedeni eski duyarlılığımızı yitirmemiz ve o duyarlı insanlarla dalga geçmeye başlamamız. İşte bu insanlar Emrah filminde ağlayan insanlardı. "ulen eskiler neler çekmiş yahu şu filme baksana" hayır eskiler hallerinden gayet memnundu çünkü kültür bizim kültürümüz yaşanan olay ise üzücü bir olaydı.

Bugün yeşilçam bitti bu tarzda filmler çekilmiyor zaten zamanın gereği çekilmemeside gerekiyor daha iyi anlatımlarla daha güzel filmler izliyoruz artık. Önemli nokta şurası biz eskisi kadar duyarlı mıyız? Hayır değiliz, filmleri bahsettiğim gibi fazla dramatik yapıya kaptırmadan izliyoruz sadece izliyoruz çıkıyoruz ve bitiyor. Ancak benim bahsettiğim ikinci kısmı yapmıyoruz. Filmlerin bize anlatmak istediği asıl konuyu, ana fikiri anlamaya çalışmıyoruz.

İzlediğimiz Filmlerden hayata dair nasıl çıkarımlar yapabileceğimizin bir farkına varsak, herhalde filmleri çok daha dikkatli izlerdik sonuçta bir senaristin bir olaya bakış açısını bir yönetmenin yorumlamasıyla izliyoruz, bir oyuncuda ana karaktere can veriyor, 3 farklı kişinin hayata dair gözlemleri bir arada :) bence çok harika bir malzeme.

Bugün kültürel işgal altında bir millet olarak, Hollywood yapımı dendimi çoğumuz için akan sular duruyor. Halbuki bir Nuri Bilge CEYLAN imzalı film benim için çok daha değerli çünkü benim kültürüm. Ben bu kültürün çocuğuyum, ben bu kültürün parçasıyım bu kültür olmazsa muhtemelen bende yokum demektir.

Kültürler yaşayan varlıklardır zaten başka kültürlerle alışveriş halindedir ama dünya'da olay biraz değişti kültür empozesi başladı kültürler alışveriş içinde olmalı ama zorla birşeyler kültürün içerisine sokulmamalı bence.

Bu yüzden bir Emrah filmini orada yaşanılan olayı ve anlatılmak istenen ana fikri anlamaya çalışarak izleyin. Emrah'ın sıkıntısına ortak olun, birde böyle izlemeyi deneyin. Sonra tekrar dalga geçin ama bu dediğimi denediğinizde senaristlerin yeterli olmadığı, çok iç açıcı senaryoların yazılmadığı, nadiren iyi bir yönetmen çalışması gördüğümüz yeşilçam filmlerinin tadını daha fazla anlayacaksınız diye düşünüyorum.

Saygılarımla...

Yeşilçam - Eski Filmler

By: asilzade on: 04:00

1 Temmuz 2008 Salı


Şaşkınım yahu şaşkınım, eskiden saf bildiğimiz ne varsa bok atmışlar, batman robin gelene kadar delikanlıymışta robin gelince bi yumuşaklaşmış, ne bileyim şirinler komünistmiş, tenten nazi casusuymuşta, red-kit ırkçıymış :). millet nelerle uğraşır hale gelmiş.

Bırak yahu batman gaymiş. Ulen o kadar hukukumuz vardır batmanle ne bileyim robinin hiç "hey bruce sen içeri geç ben üstüme rahat birşeyler giyip geliyorum" dediğini görmedim. Ayrıca batman delikanlı adamdı, öyle kıvırtmaz mahalle kahvesine girdimi herkes bir çeki düzen verirdi kendine. Kahvehane'de kumar oynatılmasına izin vermez bırak gay'liği el şakalarından bile hoşlanmazdı. Hey gidi günler hey. Kafası kızdımı uçarak gelir kahveyi dağıtır giderdi. Bu adam mı gay şimdi. Robin'i bilemeyeceğim sevmedim hiç zaten babasınıda sevmezdim :).

Hadi onu bıraktım şirinler koministmiş. Abi bana ne kişisel fikirleri beni ilgilendirmez seviyorum ben bu küçük yaratıkları, eğlenceli bir hayatları vardı. Ama şunu söylemem lazım şirine büyüdükçe güzelleşmiş serpilmiş bu kıza kominist diyenler utansın :), güçlü şirinin yerinde olsaydım gider şirin babadan Allah'ın emri peygamberin kavliyle isterdim. Ama kanımca bana vermezdi. Sonuçta bir usta şirin gerçeği var elinde bir zanaat'ı elinin altında bir dükkanı var şirinin :D bence o daha şanslı, şirin baba ne iş yaparsın dediğinde kas yaparım mı diyeceğim :D olmaz. Bak sadece bir şirine mevzusundan bile kominist olmadıkları çıkartılabilir.

Tenten nazi casusuymuş arkadaşlar, kapaklı dergilerin içerisinde evlerimize girip gerekli bilgileri gizli kodlama ile dolapta bulunan telggraf düzeneğiyle almanlara yolluyormuş, valla az önce sağlam kaynaklardan aldım bilgiyi. Ey gidi tenten bende seni adam bilirdim pis casus! :)

Kara mizah bir kenara düşündüğüm şeyler arasında bu da vardı hep bir topluma bir fikri empoze etmeye çocuklaradn başları, buna en güzel hizmet edecek şey ise çizgi filmler diye. Bazıları abartılmış iddialar olsada aralarında doğruluk payı olanlar var diye düşünüyorum. Sonuçta bu dünya üzerinde hiçbir millet babasının hayrına yapmıyor bir şeyleri. Propaganda dünyasında yaşıyoruz öyle ya da böyle.

Saygılarımla...

Batman - Şirinler Ve Diğerleri

By: asilzade on: 05:23

24 Haziran 2008 Salı



Eurovision, özünde bir kültürler yarışması gibi gözüküyor. Başlangıç amacı öyle gibi gözüküyor ama benim aklıma daha farklı bir sahne geliyor. Hikaye şöyle, Bir gün Avrupalı devletler - ki tarih deyince daha 100 - 200 yıllık bir geçmişe sahipler bakınız : Kavimler Göçü - bir araya gelip 100 yıllık kültürlerini yaymak ve bunu çaktırmadan yapmak için bir yol ararlar ve bulurlar. Eurovision şarkı yarışması...

Neden Böyle Düşünüyorum ?

Böyle düşünüyorum çünkü zaman geçtikçe eurovision iyice Avrupa'da ortaya çıkan pop kültürünün her ülkeye yayıldığının göstergesi. Müzik kültürü, tarihi geçmişi çok uzun olmayan milletlerin ilk geliştirdiği kültürlerden birisidir ki Avrupalı devletler bir avrupalılık kültürü oluşturmak için Avrupalı devletlerin dejenerasyonuna müzik kültüründen başladılar.

Bu Deneme başarılı da oldu aslında, gün geçtikçe birbirine daha benzer şarkılarla karşılaşır olduk Eurovision'da. Bir yazarımızın dediği gibi bizim birinciliğimizde aslında "Adamlara bak bizim kültürümüzü bizden daha iyi sergiliyorlar" birinciliğiydi. Zaten kazanan ülkelere bakarsak gün geçtikçe daha da Avrupalılaşan ülkeler.

Bunun yanında şunu da belirtmek gerekir. Biz 1975 yılında bu zıkkıma dahil olduk ancak 2003 yılında birinci olabildik. Yani müzik alanında bizim dejenere olduğumuz kanaat getirdikleri tarih ile girdiğimiz tarih arasında 28 Yıl var kültürel bir olay için kısa bir süre gibi gözükse de bir farkı daha derin ortaya koyuyor biz geçmişi uzun yıllar öncesine dayanan bir milletiz.

Çok değil aslında 28 yıl kısa bir sürede dejenerasyona uğradık demek aslında ama diğerlerinden daha uzun sürmüş bizim dejenerasyonumuz. Dediğim gibi 28 yılda ortaya çıkan büyük değişimler milletlerin kültürleri için kısa bir süredir.

Neden Hala Uğraşıyoruz ?

Uğraşıyoruz çünkü bizde Avrupalılaşmaya çalışıyoruz. Atatürk'ün "yüzümüzü batıya dönmeliyiz" sözünü böyle yorumlamışız. "Avrupanın kültürünü alalım!" . Bugün yüzyıllardır bizi avrupa sınırlarından kovmak için uğraşan devletler neden bizimle iyi ilişkiler içindeler, çünkü yeni bir savaş türü buldular kılıçla, topla, tüfekle yenilmeyen bir milletin aslında en önemli silahı kültürüdür. Öncelik bu silahı elinden almaktır.

Bugün ben dahil çoğumuz bu yarışlamarı öyle ya da böyle izliyoruz ve sonucunu merak ediyoruz. Hiç bir faydasının olmamasının yanında bu tarz yüzyıllık planların bir parçası olan bu organizasyonun amacına farkında olmadan alet oluyoruz.

Eurovision Karşıtımıyım ?

Evet Karşıtıyım, görünürde ki amacı asıl amacı olmaya başlamadığı müddetçe ben eurovision karşıtı olacağım. Zaten hepimizinde olması gerekiyor. Ne zaman katılmak bana mantıklı gelir kendi kültürümüzle orada olduğumuz zaman. Aşık Veysel'ler, Yunus Emre'ler, Türküler bir kenarda dururken bir pop şarkısıyla veya rock şarkısıyla o yarışmaya katılmak bana anlamsız geliyor.

Bence sonuncuda olsak kendi kültürümüzü tanıtmak göstermek maksadıyla orada olmalıyız olacaksak, amacı büyük entrikalar barındıran bir organizasyonu kendimize faydalı hale getirebiliriz böylece. Dünya da herkes en azından bize ait birşeyleri izlemiş olur, biraz daha bizi görmüş olur.

Bana kalırsa katılmaya bile gerek yok ama kendi kültürümüzü tanıtmak için kullanabiliriz bunu Haksız mıyım ?

Saygılarımla...

Eurovision

By: asilzade on: 05:03

 

Our Team Members

Copyright © şablonumu dene | Designed by Templateism.com | WPResearcher.com